Akio Morita’nın Bilgelik Dolu Sözleri Kurum İçi Kontrol Ortama Işık Tutuyor

Akio Morita, Sony Corporation’un kurucusu. Benim üniversitede okuduğum zamanlarda (1985-1990) İşletme okuyanların dilimizden düşüremediğimiz Japon Mucizesini yaratanlardan biri. O zamanlarda bir Sony Walkman sahibi olmak gençler için çok önemliydi. Gençlerin ne istediğini bilen bir düşünen kurum yaratan kişi, Akio Morita. Şimdinin gençleri (ve genç kalanları) için de Sony’nin başka bir muhteşem ürünü Playstation’lara sahip olmak çok önemli. Yani, Akio Morita, 1999 yılında hayata gözlerini yummuş, ama onun yarattığı düşünen kurum Sony, hala düşünmeye devam ediyor.
Sony Corporation’u böyle devamlı düşünen ve geliştiren bir kurum hala getiren nedir diye düşünmek gerekiyor. Bizim iç denetim ve iç kontrol eğitimlerinde anlattığımız kurum içi kontrol ortamının ipuçlarını Akio Morita’nın sözlerinden anlamaya çalışacağız.
Öncelikle, kurum içi kontrol ortamı nedir bir onu hatırlayalım. Kontrol ortamını oluşturan şeyler, bir işletmede, yönetim kurulu (board of directors – bu arada aslında doğru tercüme olan yönlendiriciler kurulu olarak adlandırılmalı) ve üst yönetimin davranış ve tutumları, yönetim felsefesi ve iş yapış tarzı, çalışanların kontrol bilinci, dürüstlük ve etik değerler, çalışanların yetkinliği, işletmenin organizasyon yapısı, yetki ve sorumlulukların dağılımı yani hesap verebilirliğın sağlanması ve son olarak da insan kaynakları politika ve uygulamaları.
Gördüğünüz gibi kurum içi kontrol ortamının temelinde İNSAN var.
Şimdi sizin için seçtiğim Akio Morita’nın 3 sözünü ve bu sözlerin kontrol ortamına katkılarını anlatmak istiyorum.
Akio Morita’nın sizlerle paylaştığım ilk sözü:

 

 

Bu sözü, özellikle başlangıçta, kendi zeka, ustalık ve diğer iyi özellikleriyle işlerini hiç yoktan var ederek kuran Türk işadamlarının dikkatle okuması gerekiyor. Başlangıçta sadece kendinizin ustalığı, bilgisi, çabaları ve fedakarlığı ile kurduğunuz işiniz gayretlerinizin ilk meyvelerini veriyor, kazanmaya ve müşteri sayınızı arttırmaya başlıyorsunuz. Müşteri sayınız artarken bu müşterilerin coğrafi dağılımlarındaki değişiklikler de artmaya başlıyor. Bu noktada vermeniz gereken karar, müşteri tabanınızdaki bu artışı sadece kendi çalışmanızla mı karşılamaya çalışacak ve büyümek yerine kendi çabalarınızla olabildiği kadar bir müşteri hacmiyle mi yetineceksiniz, yoksa kendi zekanız, bilginiz, ustalığınız ve becerinizle yarattığınız işinizi başkalarıyla birlikte yapmak için eleman veya ortak mı alacaksınız? Örneğin bir baklava ustasısınız. Tek başınıza günde maksimum 3 tepsi baklava yapma kapasitesine sahipsiniz. İşinizde gerçekten de ustasınız ve özenle seçtiğiniz malzemeler de sizin ustalığınızla birleşince gerçekten çok beğenilen baklavalar ortaya çıkıyor. İsminiz duyulduğu için artık günde 3 tepsi baklavayı rahat rahat satabiliyorsunuz. Nihayet tam kapasite çalışıyorum derken, bir de bakıyorsunuz ki artık müşteriler kuyrukta bekliyor ve önümüzdeki 1 ay için tüm kapasiteniz için sipariş almış durumdasınız. Hatta müşterilerinizden 1 ay beklemek yerine baklavanıza daha fazla para ödemek niyetinde olanlar ve gelen talepler, baklava arzınızı arttırmak yönünde size önemli sinyaller veriyor. Ya, kendi başınıza günde 3 tepsi baklava ile devam edecek ve kendi ustalığınızın ve malzeme seçme becerinizin garantisiyle aynı kalitede baklavaları üretmeye devam edebilir veya ben ustalığı, becerileri, zekası benim kadar iyi elemanlar veya ortaklar bulabilir ve günde 3 tepsi yerine 6, 9, 12 veya daha fazla baklava üretip satabilirsiniz. Bu büyüme böylece devam edebilir ve ileride Güllüoğlu gibi bir baklava mağazaları zincirine sahip olabilir, hatta baklava yanında başka yan ürünler de satabilirsiniz. Bu büyüme kararında önemli bir nokta var yukarıda da bahsettiğim gibi. Ya, kendi becerileriniz, ustalığınız ve zekanızla kendi ürün ve hizmet kalitenizden emin olarak aynı üretim ve satış hacminde kalacaksınız, ya da sizin zekanız, ustalığınız, becerileriniz ve bunlarla birlikte sizin ürün ve hizmet kalitesi amaç ve hedeflerinizle üretim ve satışı gerçekleştirecek elemanlar bulma ve çalışma sistemi kuracaksınız. Zira, bu büyüme kararını aldığınızda sadece sizin ustalığınız, zekanız, malzeme seçme özeninizle üretilen baklavaları satın alan eski müşterilerinizi yine sizin adınızı taşıyan ama başka ellerden çıkmış kötü kalitede baklavalardan dolayı kaybetmek istemezsiniz. Bu arada satın almada, ödemelerde ve tahsilatlarda çalışanlarınızın sizin kadar dikkatli ve özenli olmasını ve ayrıca sizi kandırmayacağından emin olmayacağından yani dürüst olduklarından da emin olmak istersiniz.Çünkü bilirsiniz ki, gözünüz gibi koruduğunuz işinizin geleceğini korumak için çalışanlarınız da sizin gibi düşünmeli, sizinle aynı amaca doğru koşmalı, sizin kadar usta, becerikli, yetkin, zeki, özenli, dikkatli ve dürüst olmalıla. Tamam belki bu bir ütopya diyebilirsiniz belki ama bir iş sahibi olarak aynı amaca koşan, usta, becerikli, zeki, dürüst, özenli bir ekip kurmak ve bu ekibi böyle tutmak bir ütopya değil. Kurum içi kontrol ortamınızı temelde çok iyi bir şekilde oturttuğunuz zaman, risk değerlendirmeleri, kontrol faaliyetleri, bilgi-iletişim, gözleme faaliyetlerini kullanarak işinizin büyük sapmalar olmadan amaca ulaşmasını sağlamış olacaksınız. Ama öncelikle temelde işinizin geleceğini emanet ettiğiniz etkin, etik değerlere sahip, dürüst, iyi eğitimli İNSAN’lardan seçtiğiniz çalışan kadronun var olabilmesi için gereken kurum içi kontrol ortamını kurmak gerekiyor.
Akio Morita’nın bu sözü, gerçekten de kurum içi kontrol ortamının olması gereken en önemli özelliklerinden birini anlatıyor. Çalışanlar arasında ihtilafların yaratılması, çalışanların ortak kurumsal amaçlar için birlikte çaba göstermesinin önündeki en büyük engellerden biridir. Kurumlarda çalışanlar arasında çatışma olması, kurum çalışanları arasında çeşitli klikleşmelerin olması genellikle bir çok kurumda olan şeylerdir. Ancak bu çatışmaların veya klikleşmelerin yönetilmesi konusunda uygulanacak çatışma yönetimi konusunda yönetimin gerçekten çok dikkatli olması gerekir. Zira yönetilmeyen çatışmalar, kurumda herkesin kendi bireysel amaçları yolunda gitmesine ve kurumun amaçlarının sahiplenilmemesine yol açacaktır. Kurum içi kontrol ortamında kurum çalışanlarının çıkar çatışmalarının önlenmesi, çalışanlar arasında ihtilafların çıkmaması için önemli bir hareket tarzıdır. Çatışma yönetimi konusunun önemine üniversitedeki Davranış Bilimleri dersinde hocalarımız çokça değinmişti. Bu dersi 2 sene üstüste aldığım için çok iyi öğrenmek zorunda kalmıştım. Çatışma Yönetimi, yönetimde olması gereken temel yönetim becerilerinden biridir. Her işletmede muhakkak ki çalışanlar arasında çatışmalar olacaktır. İşletmelerde, çalışanların oluşturduğu çeşitli gruplaşmalar (klikleşmeler) da olabilecek ve kişiler arasında olduğu gibi bu gruplar arasında da çatışmalar olabilir. Birbirine zıt değerler, perspektifler, kişilik farklılıkları, kıt kaynaklar ve karşılanmayan gereksinimler çatışmayı doğurur. Kurumlarda çalışanlar arasında özellikle rekabet nedeniyle çıkan çatışmaların yönetimi önemli iken, kurum içinde ihtilaflar, çıkar çatışmaları çıkarmanın kurum için ne kadar tehlikeli olduğunu tahmin etmek çok kolay. İhtilaf kelime anlamı olarak çatışma anlamına gelmektedir. Kurum içinde çatışma yaratmanın belli bir dinamizm sağlayacağı yönünde bazı düşünceler de olduğu için bazı yönetimler ihtilaf yani çatışma çıkarma yoluna gidebilmektedir. Ama unutulmaması gereken, kurum içinde bir çatışma ortaya çıkardığınız zaman elinizde çok iyi yönetmeniz gereken bir çatışmanız olacaktır. Çatışmaların sonucunda çalışanlar, geri çekilme, kabullenme, göz ardı etme, inkar etme, sataşma, bağırma, kavga etme ve tehdit etme gibi fiillere başvuracaklardır. Kurum içinde dinamizm yaratmak için ortaya çıkardığınız çatışma, kurum içinde çok değerli bazı çalışanlarınızın kişilik özelliklerinden dolayı geri çekilmelerine, çatışmadaki diğer tarafların kurum geleceği için yanlış olan görüş veya uygulamalarını kabullenmelerine neden olacaktır. Tabii ki, çatışmanın kurum içi huzur ortamını bozması ve kavgalara neden olabilecek olduğunu da unutmamak gerekir. Kurumlarda yönetimlerin işi ihtilaflar, yani çatışmalar yaratmak değil, zaten her toplulukta bireylerin farklılıklarından dolayı çıkması muhtemel olan çatışmaların iyi bir şekilde yönetilmesi ve bu çatışmaların kurum içinde bireylerin ortak amaçları sahiplenme konusunda geri çekilme, yanlışları kabul etme gibi sonuçlanacak davranış tarzlarının ve kavgalarının engellenmesidir.
Yukarıdaki söz, kurum içi kontrol ortamında İNSAN’ın öneminin ne kadar büyük olduğunu anlatan en güzel sözlerden biri belki de. Devletin düzenlemeleri ne kadar işletmenizin lehine olursa olsun, bu düzenlemelerin getirdiği olumlu şartları gerçeğe dönüştürecek gücün yetkin, eğitimli kişilerden seçilen ve etik değerlere bağlı olan çalışanlar olduğunu anlatıyor. Devletler, ülkede ekonominin gelişmesi, bir yatırım ortamının sağlanması ve uzun vadeli ülke programlarına göre doğru bölge ve sektörlere yatırım yapılması için kolaylaştırıcı, cesaretlendirici bazı düzenlemeler yapabilirler. Ancak bu planlar bu yatırımları yapan işletmelerin başarılı olmaları için yeterli değildir. İşletmeleri başarıya götüren insanların yaptıklarıdır. Her geçen gün kanunlarda yapılan değişiklikler, işletmeleri yakından ilgilendirebilmektedir. Vergi kanunu, ticaret kanunu, bölgesel ve sektörel teşvikler, finansal piyasalarda yeni yapılanmalar ve enstrümanlar, işletmeler için hem yeni fırsatlar da doğurmaktadır. Ama bu fırsatları değerlendirebilecek olan işletmeler, ancak güçlü bir insan kaynağı olan işletmelerdir. Aksi takdirede, tüm bu yenilikler, işletmeler için bir yenilik değil, bir risk olarak işletmeleri tehdit edecektir. Devletlerin yaptıkları planlar, uzun süreli programlar, kurdukları yeni piyasalar, getirdikleri yatırım teşvikleri, ülkelerarasında yaptıkları ticareti geliştirme anlaşmaları, sadece bu değişiklikler için zaten hazır kaliteli bir insan kaynağı olan veya, bunun için gerekli bir insan kaynağını biraraya getirip, bir ekip kurabilecek güçte olan işletmeler için bir fırsat olacaktır. Yıllardır Avrupa Birliği’nin hibe ve kredileri ile ilgili olarak Türkiye’de AB’nin sağladığı bu hibe ve kredileri alabilecek projeler yaratılamadığı için bu hibe ve kredilerin kullanılmamasından dolayı zaman aşımına uğradığını duyuyoruz. İşte size yararlanamadığımız AB Hibe ve Kredilerini anlatan birkaç haber linki:
Aslında işadamlarının bu hibe ve kredilerden haberi olması için devlet, elinden geleni yapıyor. Birçok ticaret ve sanayi odası, esnaf odaları, iş adamları dernekleri gibi kuruluşlar bu konularda farkındalığı arttırmak için etkinlikler düzenliyor ama hala kullanılmadığı için AB’ye geri dönen hibeler haber olmaya devam ediyor. Bu hibelerden yararlanabilecek projeler üretebilecek kalitede bir insan kaynağı istihdam edilmediği takdirde, devlet ne yaparsa yapsın boş dedirtecek bir manzara çıkıyor karşımıza. Uygun kalitede proje üretilemediği için geri dönen AB hibeleri, Akio Morita’nın “Devletin, hiçbir teorisi, hiçbir planı, hiçbir sistemi, bir işletmenin başarısını temin etmez, bunu sadece insanlar başarır” sözünün ne kadar doğru olduğunu bize gösteriyor. Kurum içi kontrol ortamının olmazsa olmaz kurallarından biri olan eğitimli, yetkin bir insan kaynağı olmadan, işletmeler devlet onların yoluna ne büyük fırsatlar da açsa, başarıya ulaşamazlar.
Akio Morita’nın işadamlarını yönlendirecek daha birçok güzel sözü var. Bu sözlerden, iç kontrollere, kurumsal yönetime, işletmelerde etik değerlere yönelik olanlarını ileride de paylaşmaya devam edeceğiz.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>